Istanbul

istanbul-stories

İstanbuuuuuuuuuuuuullllllllllllll .. nereden bașlasam?

Buradan mesela, ne dersin?

Bizim tanıșıklığımız 2003 yılında Romanya ile Türkiye arasındaki çift taraflı anlașmaya dayanarak Bükreș Üniversitesi’nin burslusu olarak  T.Ö.M.E.R’ de yaz kurslarını almaya geldiğimde bașladı. İlk bulușmamızdı.

Ya da belki, 3 ay süresince, seni geze geze, seni adım adım keșfede .. senin o yüzyılları tanıyan surlarını ve saraylarını tek, tek gezerken veya çocukluğumu andıran Kahraman Maraș sade dondurmanı ilk tattığımda, o zaman bașladı.

Aslında ne zaman bașladığı o kadar önemli değil. Senin Boğaz’ını görür görmez, martılarınla konușur konușmaz, ne kadar etkilendiğimi bir bilsen?

Sana öyle bağlandım ki her ne olursa olsun yılda seni en az bir kere görmeliyim, senin o güzelliğinden esinlenmeliyim.  Senin sımsıcak güneșini bașımı okșarken hissetmeliyim.

istanbu-pigeons

Mutlaka herkes senin görkeminden etkileniyordur. Da sen, beni kalbimden  vurdun, my dearest Boğaz!

Tesadüfe bak! O zaman, bu kadar yakın gelecekte senin kollarına tekrar döneceğim asla aklımdan geçmezdi. Kısmet!

2009 yılında, evlenmem sebebiyle tekrar kalbinin içine döndüğümde beni bu  kadar farklı bir șekilde ağırlayacağını asla tahmin edemezdim. Aklımdan bile geçmezdi.

Has bir Șamlı olarak kültürünü bizimkinden bu kadar farklı olabileceğini tahmin edemezdim. Bir de seni tanıyordum. Tüm tarihi yarımadanı, köprülerini, bahçelerini, hisarlarını, müzelerini, kumsallarını … mutlu mutlu gezmiștim.

Bana fakülte döneminin en güzel vaktini yașatmıștın. Yurttaydık. Bizimle -Bükreș Üniversitesi’nin 3. Sınıfından burslu grubu  Târgoviște șehrinden gelen bir Romanyalı vardı. Türkçe’yi bizim gibi çat pat konușamıyordu ve tüm Türk arkadașlarımız sırf o Türkçe bilmediği için İngilizce konuștular.

Bu beyefendilikten bayağı etkilenmiștik.

Biraz duralım nefes alalım.
Mis mis kahvelerin kokusunu aldım.

Șu Pierre Loti kafende birlikte damla sakızlı bir kahve içelim, Halic'ini 360 dereceli bir șekilde güzelce seyredelim. Ha, șöyle!

golden-horn-istanbul

Șimdilik bu kafede oturmayı seçtim de aslında kafamda șöyle bir soru yumağı oluștu: Ortaköy mu, Karaköy mu? Galata Köprüsü mü, Moda mı?

Bir ayağın Asya’da ve diğeri Avrupa’da. Ortak bir noktamız olmasın?  Șam’lı  Romanya’lı bir melez olarak tabii ki senin o güzel yerlerini her zaman yeni ve farklı bir bakıș açısı ile keșfetmek hoșuma gidiyor.

Neredeydik?

Hep uçlardaydın. Ya öyle çok Doğu’lu, ya da böyle fazla Batı’lı,  senin gibi bir Doğu’lu için. Burada Șam’lı gülün web sayfalarında anlatacağım. Șimdilik konuya bir giriș yapalım istersen.

lummmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm.

Türkce’de bu  sözün anlamı bir bambașka. Yani bak mesela: İngilizcesi – my son, Romencesi – fiul meu, Fransızcası – mon fils. Arapçası – ibni. Iște bu kadar, söz son harfiyle birlikte biter.

Yani bir frene basılıyor orada. Adı denge mi, farklı kültür mü, bilemeyiz. Dediğim gibi, İstanbul, oğluya olan sevgi farklıymıș …  Bu, benim dikkatimi  çekti ve bu bilgiyi seninle paylașayım istedim.

Senin Boğaz’ını seyrede seyrede  esintisinden, kokusundan, ve en çok  coșkunluğundan etkilenip kalbimdeki ateși yakıp beni flamenco İspanyol dansına bașlamaya tevșik ettin.

Bu sevgi ve neșe, ateș ve șefkat dolu dans, 2010 yılında UNESCO'nun İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası  Temsili Listesine eklenmiștir.

1 (1)

Ve İlk golpe[1] yi senin muhteșem șehrinde atmıș oldum bilesin. Madem sıra sevgi ve insanlığa geldi,  gel senin mertliğinden bahsedelim.

Kriz anında hep orada olursun. Dost olmak için öyle bir șeyin olması gerek.

Bununla ilgili herhangi bir șüphen varsa, barındırdığın Süriyeli’lerin sayısına bir bak. Vakıfların ve camilerinin düzenlediği yardım ve bağıș faaliyetlerine bir bak. Hepsini buradan, Bükreș’ten görüyorum.

Seni Aralık 2016'da,  Romen Kültür Enstitüsü’nün davetlisi olarak ziyaret etmiștim. İlk durağım Taksim’de idi. Kalacağımız otel oradaydı.

Güneșinin bașımı okșadığını hisseder hissetmez, kendimi evimde gibi hissettim.

Bunu daha önce hiç düșünmemiștim. Ardından, senin Beyoğlu’ndaki bir kafede Süriyeli bir hanımefendi ile güzel çayını içip sohpet ederken bana senin güneșinin bizim Șam’daki gibi olduğunu söyledi ve böylelikle her șeyi daha iyi anlamıș oldum.

Meğerse ıșığın beni hep Șam’a, benim muhteșem çocukluğuma, bizim Șam güllü bahçemizin kalbine hep götürürmüș.

Seni de götüreyim mi?

Oradasın zaten. Kalbimdesin. Her zaman.  Șam Gül’ün diyarına hoș geldin!

[1] Golpe = ispanyolca, ayakkabı topuğunun vurma hareket șekli.